Tarihte her zaman var olmuş ve her zaman var olacak bir konu hakkında yazmak istedim bu sefer. Irkçılık, her ne hikmetse her ırk tarafından karşı çıkılıp her ırkında birbirine yaptığı bir davranış biçimidir. Irkçı,İnsan ırklarının renk ve fiziki şekil esas alınarak birbirlerinden üstünlüğünü temel alan Irkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen addır. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise "ırkçılık" adı verilmektedir.
Gen teknolojisinin ilerlemesi meseleyi açık olarak ortaya koymaktadır.Hz Adem'in genlerine her ırk ve renkteki insanların özellikleri yerleştirilmiştir.Evlatlarında bu özellikler ortaya çıkmıştır. Genlerde bulunan özellikler değişik şekillerde evlatta ortaya çıkabilmektedir. Hatta ne annede ne de babanın fiziğinde bulunmayan bir özellikler genlerde bulunduğu için(genotip-fenotip) evlatta ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla değişik genetik özellikleri alan evlatlar değişik coğrafyalara gidere yerleşmişlerdir. Şimdiye kadarki toplumlarda iletişim ve etkileşimin az olması ile gruplar kapalı kalmış ve bir özellik o grubun endemik özelliği haline gelmiştir ve bu sayede ırklar ortaya çıkmıştır. Bu sebepten ötürü Amerika'nın ve Avrupa Birliğinin şu an ki amacı küreselleşme sayesinde ırkları ortadan kaldırmak ve ırklara karşı yapılan yersiz hareketleri durdurmak ki bunu ABD ve AB'nin birlikte yapması bana çok komik geliyor. Çünkü hepsi birbirinden ırkçı topluluklar, tabi ki olmayanları vardır ama geneli. E ABD ırkçı olsaydı Barack Obama nasıl başında durabildi? diyebilirsiniz. Bu soruyu İlber Ortaylı görse 'gözlüksüz bakıyorum hala cahilsiniz.' derdi. Yani bu soruya cevap bulmak için muhteşem tarih veya siyaset bilmeniz gerekmiyor. ABD zaten yeni kurulmuş bir devlet ve bu devlet tarihinde muhteşem ırkçılıklarıyla anılan ve hala polislerin siyahi bir suçlu gördüklerinde direkt öldürdüğü bir devlettir. Barack Obama'nın başa gelme sebebi alın buyrun biz ırkçı değiliz hatta başkanımız bile siyahi demektir. Bu sayede iyi de reklam yapılmaktadır yani. Alın size reklam,
Afrikalı bir kız hayvanat bahçesinde sergileniyor. (1958)
Dünya tarihinin pek çok döneminde ırkçı toplumlara, yöneticilere ve uygulamalara rastlamak mümkündür. Ancak ırkçılığa ilk kez sözde bilimsel bir geçerlilik kazandıran kişi Darwin olmuştur. Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabının alt başlığı The Preservation of Favored Races in the Struggle for Life (Hayat Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması) idi. Darwin'in "kayırılmış ırkların korunması" hakkında yazdıkları ve özellikle İnsanın Türeyişi kitabındaki bilim dışı iddiaları, Almanların Aryan ırkının, İngilizlerin ise Anglo Saksonların üstün oldukları yanılgılarını desteklemekteydi. Ayrıca, Darwin'in doğal seleksiyon teorisi, kıyasıya bir hayatta kalma mücadelesinden söz ediyordu. Bu "orman kanunu" insan toplumlarına uygulandığında, ırklar ve milletler arasında çatışma ve savaşların baş göstermesi kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu. Irkçı ve savaşçı yöneticilerden felsefecilere, politikacılardan bilim adamlarına kadar dönemin önde gelen birçok ismi, Darwin'in teorisini sahiplendi. Bu bilgi üstüne bizim koyun kafalı dostlarımızın bir sorusu oluyor ki bu soru çok ilgin.(!) Darwin Irkçı mıydı? Türk düşmanı mıydı? Gülümseyin bu sorulara.. Cevabı çok uzun vermek gerekir ama sizlere bir link bırakacağım ister bakar incelersiniz ister geçersiniz size kalmış. http://www.evrimagaci.org/makale/186 .
Şimdi geri dönelim ABD'nin sözde ırkçılık karşıtı eylemlerine; Sosyal Darwinizm sadece İngiltere'deki değil, dünyanın diğer ülkelerindeki emperyalistlere ve ırkçılara dayanak sağlıyordu. Bu nedenle tüm dünyada hızla yayıldı. Teoriyi benimseyenlerin başında, ABD Başkanı Theodore Roosevelt geliyordu. Roosevelt, Kızılderililere karşı "tehcir" (bir yerden zorla göç ettirmek, sürmek) adı altında uygulanan etnik temizlik programının en önde gelen uygulayıcı ve savunucusuydu. The Winning of The West (Batının Zaferi) adlı kitabında katliamın ideolojisini kurarak, Kızılderilileri ortadan kaldıracak ırksal bir savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmıştı.
Amerika milyonlarca Kızılderiliyi katlettikten sonra herkesin karşısına iyimser bir maske takıp öyle çıkmıştır ve bunun iyi bir şey olduğunu halkına kanıtlamıştır. Aslında şu an ki bizden pek bir farkları yok. İşte bu sefer linke bakmanızda ısrarcıyım çünkü bir görmenizi istiyorum en altta bir tablo olacak, en alt dediğime bakmayın upuzun bir sayfa fakat 2 paragraf yazı ve dolucasına bir tablo var katliamın tablosunu gözler önüne sermişler(!)
Sizlere kızılderili bir şefin ABD başkanına yazdığı mektubu göstermek istiyorum aslında uzun bir mektup fakat okunmalı bence içerik olarak muhteşem.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.
Şef Seattle her ne söylerse Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne
inandığı ölçüde inanabilir. Washington’daki Büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte
bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığının farkındayız.
Merak ediyoruz ki gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.
Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kum yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.
Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.
Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.
Büyük Beyaz Reis bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun çocuktan olacağımızı söylüyor. Toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderirler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz sevgiyi göstermelisiniz.
Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.
Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O'nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.
Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne değeri olur?
Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğduktan gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?
Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var; beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı gösterecek. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. "Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlarız buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan
ölmez mi?
Unutmayın bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.
Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.
Bildiğimiz bir gerçek daha var; sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yarattıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur.
Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.
Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.
Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak; bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son kızılderili yok olup kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.
Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır.
Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir.
Ölü mü dedim?... Ölüm diye bir şey yoktur ki sadece dünya değiştirir insan.
Şef Seattle, 1854
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kızılderili toplumu ve Viking toplumu, kendi toplumumdan sonra en başı çekiyor benim için, birisi aşırı barışçıl bir toplum birisi aşırı savaşçıl bir toplum ve sanki bizim toplumumuz tarihte hep ikisinin karışımı olmaya çalışmış.
Gelelim Avrupa'ya, günümüzden ufak tefek örnekler vereyim sizlere. Çok önem verdiğiniz futbolunuz ile ilgili. Avrupa'da yapılan önemli maçların bazılarında ki bunları haberlerde görmüşsünüzdür, acımasız birtakım insanlar yerlere para atarak çocukları koşturdular,onlarla dalga geçtiler, kadınlara şınav çektirdiler karşılığında yere para atıp eğlendiler, güldüler. Halbuki bizim ülkemiz gibi olabilirlerdi. Onlara maaş verirlerdi, sigorta yaparlardı,okuturlardı,vergi almazlardı,askere göndermezlerdi üstüne bir de ev verirlerdi yanında da vatandaşlık hediyeli. İki aşırı zıt uç değil mi? İkiside birbirinden abartılı hareketler bunlar. Şimdi tabi ki değinmeden olmaz hepinizin bileceği gibi Adolf Hitler öncülüğünde yapılan Yahudi soykırımı bu dünyada her zaman anılacak en büyük ırkçılık alevleyen hareketidir bence. Bu konu çok uzun bu konuyu ayrı bir başlık altında toplayacağım. Yavaş yavaş bizim toplumumuza döneceğim çünkü bizim toplumumuzda 1-2 ırk yok bir sürü ırka sahibiz. Fakat geçmeden önce gördüğümde aşırı sinirlendiğim bir yazıyı sizlere aktarıp onun hakkında biraz atıfta bulunacağım. Kara cahil ( insan bile diyemem yani) varlığın birisi, Suriyeliler konusunda Ulu Önder MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'e saygısızca bir söylemde bulunmuş ve yani adam mezarda olmasa da bunu görse, bu ülkeyi kurtardım ama iyi mi yaptım diye düşünürdü herhalde diye düşünüyorum. Tam sözlerini yansıtamayacağım ama Atatürk Selanik'ten gelmiş onu ülkenin başı yapmışız,Suriyeliler Musul'dan gelmiş neden vatandaş olarak kabul etmiyormuşuz. Bu zat-ı muhteremi karşına alıp 2 çift de değil saatlerce laf anlatacaksın ama anlamaz beyni almaz, Allah da onu öyle beyinsiz yaratmış. E be salak, Atatürk bu ülkeye mülteci olarak mı geldi? Atatürk'ü bu ülkeye alıp başına koymasaydın şu an AB'nin piçi olarak geziyordun ortalıklarda. Neyse, daha çok söz var böyle yaratıklara ama işte...
Türkiye, konumu ve tarihi nedeniyle birçok ırka ev sahipliği yapmaktadır.Sadece Türkler(Afşar,Yörük,Manav,Türkmen,Ahıskalı,Büğdüz,Bayat,Rodoslu,Batı Trakyalı,Giritli,Kosovalı,Kırım Tatarı,Azeri,Peçenek,Özbek,Uygur ve bu saydıklarımın belki 2 katı kadar ırk sadece Türk adı altında toplanıyor ve hepsi bu ülkede).
Boşnak,Arnavut,Kürt,Zaza,Gürcü,Arap,Çingene,Pomak,Çerkes,Çeçen,Dağıstanlı,Laz,Süryani,Ermeni,Yahudi,Rum,Asuri vs. bir sürü ırk bir sürü toplum aynı çatı altında toplanmış ve uzunca bir süre barış içinde yaşamışız, neden mi? Kimse bizleri kışkırtmamış, kimse kışkırtıldık diye bizi silahla kuşatmamış , alevlendirmek yerine dindirip barışı sağlamışlar. Ama sonra ne mi olmuş? Katliam,kan,silah,dehşet...
Hemen örneklerimize başlayalım, sizlere en basitinden söyleyeyim hangi arama motorunu kullanıyorsanız, Türk Kürt çatışması yazın ve ilk çıkana bakın. Gerçekten ilginç Kürt denince akla hemen PKK geliyor demek ki. Bu neden böyle, bu ülkeyi kim bu hale getirdi bunlara cevap bulmak lazım? Benim bir sürü Kürt arkadaşım oldu ve hepsinin ilk başlarda bana söyledikleri şey, 'sen asker çocuğusun beni sevmezsin'. Ülkedeki algı yönetimini görüyorsunuz değil mi ? Şu ufacık ''Soluk Mavi Nokta' mızda'' http://hopeaydem.blogspot.com.tr/2016/07/soluk-mavi-nokta.html, 8 saniyelik ömrümüzde bir arada barış içinde yaşayamıyoruz.
İkinci büyük kırılma noktamız da herhalde Alevi-Sünni çatışmalarıdır.Mesela Maraş Katliamı.
Maraş Katliamı, 19 Aralık ile 26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta meydana gelen Alevilere yönelik katliam. Resmi rakamlara göre yedi gün süren olaylar sırasında 105 Alevi öldürüldü. Alevilere ait 200'ün üzerinde ev yakıldı, 100'e yakın işyeri tahrip edildi. Yirmi üç yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1–24 yıl arasında ceza almıştır.Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı. 12 Eylül Darbesi'ne sebep olan olaylardan biri olarak kabul edilmektedir. Kimi kaynaklara göre olayların başlamasında Türk-Kürt çatışması da etken olmuştur.
Sonuç ne mi? Sonuç, Türkiye'de artık AB sevdası yüzünden küreselleşmeye doğru gidiyor fakat, küreselleşmeyi tek tip insan çıkarma üzerine yoğunlaşarak yapıyorlar. Sanki her gün ülkede haberlerde küreselleşmenin dışına çıkmamız kanıtlanmıyormuş gibi. Ama olsun biz de ABD ve AB gibi Sözde Küreselleşiyoruz. Tabi ki de bizde de ırkçılık yok. Olur mu hiç? ..
kızılderili ırkçılık abdveırkçılık avrupadaırkçılık türkırkları alevisünni türkkürt katliam küreselleşme vikingler darwin darwinırkçılık ırkçılığınortayaçıkışı ırklarvesavaşlar ırkçıabd ırkçıavrupa abdvesiyahiler abdvekızılderili abdkızılderilikatliyamı
kızılderili ırkçılık abdveırkçılık avrupadaırkçılık türkırkları alevisünni türkkürt katliam küreselleşme vikingler darwin darwinırkçılık ırkçılığınortayaçıkışı ırklarvesavaşlar ırkçıabd ırkçıavrupa abdvesiyahiler abdvekızılderili abdkızılderilikatliyamı







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder