Kurtlar köpeklere nasıl evrimleşti? Bu soruya cevap hazırlamaya çalıştım biraz.1907 senesinde İngiliz bilim insanı Francis Galton köpeklerin ilk
olarak hayatlarımıza, atalarımızın yavru kurtları alıp, kamplarına
getirip, evcil hayvanlar olarak yetiştirmeleriyle girdiğini söyledi.
Eğer büyük gözleri ve aşırı uzun kulaklarıyla yavru bir kurt gördüyseniz
(örneğin fotoğraftaki gibi), bu fikrin hiç de uçuk olmadığını
görebilirsiniz. Gerçekten de, Galton'un bu hipotezi yıllarca kabul
gördü. Ancak nihayetinde bilim insanları evcilleştirmenin yüzlerce,
hatta binlerce yıl alabilecek kadar uzun ve zorlu bir süreç olduğunu
anladılar. İnsan atalarımız sevimli bir kurt yavrusuyla işe başlamış
olabilirler; ancak o yavru büyüdüğünde vahşi bir hayvana dönüşecektir.
E
o zaman ne oldu? Nasıl oldu da kurtlar köpeklere dönüştü? Birçok uzman
köpeklerin kendilerini evcilleştirdiklerini düşünüyor. Muhtemelen erken
insan atalarımız kamplarının kenarlarında bol miktarda kullanılmayan et
bırakıyorlardı. Bu da, kurtların insan kamplarına yanaşması için bir
neden yaratıyordu. Bu kurtlar, diğerlerine göre daha uzun hayatta
kalabiliyor ve daha fazla yavru üretebiliyordu. Nesiller bu şekilde akıp
gittikçe, giderek daha cömert hayvanlar evrimleşmeye başladı ve
nihayetinde bir kurt, bir insanın elinden yiyebilecek kadar uysallaştı.
Atalarımız bu hayvanların ne kadar işlevsel olabileceğini fark
ettiklerinde, daha aktif bir evcilleştirme süreci olacak olan ikinci bir
evcilleştirme dönemi başladı. Daha iyi avcı, sürü bekçisi, koruyucu
olan köpekgil atalarını seçtiler.
Yani anlayacağınız üzere bugün sahip olduğumuz tüm evcil köpekler, kurtlardan yapay seçilim ve melezleme yoluyla insanlar tarafından kontrollü olarak evrimleştirilmişlerdir. İnsanın doğa üzerindeki etkisini birazcık da olsa anlamışsınızdır. Etrafta 'Doğa Ana' diye gezinenler sözüm size.
Bir tane de doğal seçilim örneği verdikten sonra gelelim daha derin konulara. Kutup ayılarının post renkleri neden beyaz? Bu soruya cevap arayalım. Vücudumuzda, siz bunu okurken bile tahmin edemeyeceğiniz kadar olay olup bitiyor ve yenisi için hazırlık yapılıyor. DNA eşlenmesi de bunlardan biri. Bizim bütün bilgimizi barındıran DNA'nın eşlenmesi aslında çok komplike bir olay ve bu olay çok kısa süre içinde gerçekleşiyor. Tabi ki her olayda olduğu gibi bunda da kusurlar ortaya çıkabiliyor. Çok ufak kusurlar olsa da zamanla iyi veya kötü sonuçlar doğurabiliyor.
Kutup ayılarında da buna benzer bir olay söz konusu. İlk başta mutasyona uğrayan gen zamanla kendini diğer jenerasyonlara aktarmış ve bu genin artışı ile birlikte kutup ayılarının post renkleri değişime uğramıştır. Mutasyon denince akla genelde kötü veya absürt şeyler geliyor olabilir. Mesela aşağıdaki 2 örnek gibi.
Ama kutup ayılarının post renginin değişime uğraması onlara çok iyi bir avcı olma fırsatı vermiştir. Kar içinde kahverengi ve tonlarını görmeniz çok kolayken beyaz ve tonlarını görmeniz zorlaşacaktır. Tabi bir de uzağı göremeyenler var onlara lafım yok (K).
Şimdi gelelim büyük yok oluş konusuna.Kitlesel yokoluş, olağan dışı çok sayıda türün aynı anda ya da sınırlı
bir zaman dilimi içinde ortadan kalktığı Dünya tarihi dönemlerine
denir. En yıkıcı kitlesel yokoluş Permiyen dönemi sonunda olmuştur. Bu
dönemde bütün türlerin %96′sı ölmüştür
Ordovisyen-Silüryen Yokoluşu
Ordovisyen-Silüryen yokoluşuna büyük bir buzullanma sürecinin yol açmış olduğu düşünülüyor.
(443 Milyon Yıl Önce)
Geç Devonyen Yokoluşu
375 – 355 milyon yıllar öncesi arasında meydana
geldiği düşünülen bu uzun süreli yokoluş neredeyse 20 milyon yıl sürmüş
ve aralıklı atımlar halinde gerçekleşmiş.Deniz canlıları kadar karaya çıkmış olan bitkiler, eklem bacaklılar,
böcekler ve ilk amfibiler gibi hayvanların da büyük kayıplara uğradığı
yokoluşun nedeninin bir asteroid çarpmasının ya da büyük volkanik
etkinliğin atmosfere çıkarttığı kül ve tozların güneş ışığını
perdeleyerek hava ve özellikle sıcak ortama alışmış canlıların yaşadığı
denizlerde sıcaklıkları büyük ölçüde azaltması olduğu düşünülüyor.
Permiyen-Trias Yokoluşu
252 milyon yıl öncesine
tarihlenen bu en büyük yokoluşa,önceki yazılarımda açıklamış olduğum Pangaea süper kıtasının kuzey ucundaki Sibirya’da 2 milyon
yıl süren yoğun volkanizmanın yol açtığı, ve denizlerdeki ve karalardaki
tüm türlerin yüzde 96’sının yok olduğu belirlenmiş bulunuyor. Yokoluşun
büyük ölçüde yanardağlardan çıkan kükürt dioksit gazının yol açtığı
asit yağmurlarının, besin zincirini çökertmesi sonucu gerçekleştiği
düşünülüyor. Ayrıca, lavların yeraltı kömür yataklarına sızıp ateşlemesi
sonucu çıkan zehirli gazların da yokoluşta etken olduğu düşünülüyor.
Trias-Jura Yokoluşu
Yaklaşık 200 milyon yıl önce meydana gelen bu
yokoluşa, Pangea’nın parçalanması ve Atlantik Okyanusu’nun açılış
sürecini tetikleyen, Orta Atlantik Mağma Bölgesi adlı 11 milyon
kilometrekarelik Kanada’dan daha büyük alanı bazaltla dolduran büyük bir
volkanizmanın ya da bir asteroid çarpmasının neden olduğu tezleri
çarpışıyor. Bu alanın kalıntıları şimdi o zaman bitişik olan Avrupa,
Afrika, Kuzey ve Güney Amerikanın kıyılarında bulunuyor.
Kretase – Tersiyer Yokoluşu
Kısaca K-T ya da K-Pg (Paleojen) Yokoluşu diye
adlandırılan bu olay, 65 ya da 66 milyon yıl önce meydana gelmiş ve yine
türlerin yarısını, bu arada kuşlar dışında dinozorların tümünü ortadan
kaldırarak meydanı bu kez memelilere bırakmış.
Burada biraz konu dağılacak ama bu bizim dönemimizi başlattığı için ilgi çekici bence. Evrime geçiş yapacağız şimdi ama ilk önce tahribatın bir resmini bırakayım yok olan türlerle ilgili.
Permian az kalsın herkesin sonu oluyormuş.Kusura bakmayın ama bunlar bilimsel gerçekler sizin inançlarınıza ters
gelmiş olabilir ama toprakların sıkışıp insan oluşturmasından daha fazla
temele sahip. Bundan sonra anlatacaklarım dinle hiç uyuşmuyor. Dinci kardeşleri sağ üst köşedeki kapat kısmından dışarı alalım. Onları bir pistten alalım ve kalan sağlar bizimdir taktiğiyle devam edelim.Gelelim Evrim konusunaaa. İlk Önce bir görsel şölen yaşatalım ondan sonra başlayalım anlatmaya. nasıl oldu bu olaylar. Link bırakıyım buraya tabi ki Carl Sagan'dan. https://www.youtube.com/watch?v=5g2crxb-PJs.
İlk link kısa bir video uzun anlatımsal olanı var onu da bırakıp görsellere geçeceğim. https://www.youtube.com/watch?v=JAzT_-ii7Cg
Bu iki link bence çok bilgilendirici ve eğlendirici.
Evrim içeriği bol bir konu fakat ben de sizlere Carl Sagan gibi(tabi ki o kadar bilimsel değil) özet geçeceğim. Evrim, bir canlı popülasyonunun genetik kompozisyonunun rastgele mutasyonlar yoluyla zamanla değişmesi anlamına gelir.Genlerdeki mutasyonlar,göçler veya çeşitli türler arasında yatay gen aktarımları(bu saydıklarım gen frekansını değiştirir.) sonucu türün bireylerinde yeni veya değişmiş özelliklerin varyasyonların ortaya çıkması, evrim sürecini yürüten temel etmendir. Evrim, bu yollarla oluşan değişimlerin popülasyon genelinde daha sık veya daha nadir hale gelmesiyle işler.
Teorilerden bir diğeri; yaşam inorganik maddeden kendiliğinden oluşumla ortaya çıktı, tıpkı kurtçukların çürüyen etten ya da kınkanatlıların gübre yığınından oluşması gibi (Aristotales).
Bir diğer teori yaşamın uzaydan geldiğine yöneliktir. Başka bir galaksiden veya gezegenden.
Dünyadaki yaşamın tarihi, fosil ya da günümüz yaşayan canlı organizmaların evrildiği süreçlerin izlerini takip eder. Yaşamın evrimsel tarihi, yeryüzünde yaşamın kökünden günümüzden yaklaşık 4,5milyar yıl önceki bir tarihten, günümüze kadar uzanmaktadır. Günümüz tüm canlı türleri arasındaki benzerlikler, bilinen tüm canlı türlerin, evrim süreçleri içinde giderek birbirlerinden ayrıldığı ortak sahip olduklarına işaret etmektedir.
Yaklaşık 3,5 milyar yıl öncesine denk gelen Oksijenli fotosentezin evrimi bundan yaklaşık 2,4 milyar yıl öncesinden başlayarak sonunda atmosferin oksijenlenmesine yol açtı.Organellere sahip kompleks yapılı ökaryot organizmalara ait ilk kanıtlar günümüzden 1,85 milyar yıl öncesine ait olup daha öncede var oldukları düşünülen bu organizmaların bünyelerinde metabolizma için oksijen kullanmaya başlamalarıyla çeşitlenmeleri de hızlanmıştır. Daha sonra,özel işlevleri yerine getiren farklılaşmış hücrelere sahip çok hücreli canlılar görülmeye başlanmıştır.
Permiyan devri boyunca, memelilerim atalarını da içeren sinapsidler karaya egemen oldular, fakat Permiyan-triyas yokoluşu tüm kompleks yaşamı silme eşiğine getirdi. Bu felaketin etkilerinden toparlanırken arkozorlar, karada yaşayan en egemen omurgalı tür oldular ve Triyas dönemi ortalarında therapsidleri bastırarak onların yerini aldılar.Bir arkozor grubu, nitekim dinazorlar, ancak küçük boyutlarda ve böcekçiller olarak varlığını sürdürebilen memelilerin atalarına egemen oldular.Kretase-Tersiyer yokoluşu kuşların ataları olmayan tüm dinozor türlerini ortadan kaldırdıktan sonra memeliler hızlı bir şekilde boyut ve çeşitlilik olarak göstermeye başlamıştır.
Bundan sonrası evrimin daha da detayına iniyor o yüzden burda yazıyı sonlandırıyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takipte kalın.



























